Qubat

Qubat Goethe Caddesi’nde eski ve güzel bir binanın tek odalı appartementnın da yaşıyor. Odada bir sezlong ve bir futondan başka hiçbir sey yok. Oda bomboş. Elbiseleri yatağın sağ ve solun da yere serpilmiş bir şekilde duruyor. Fazla elbisesi yok. Üç kilot, üç çift çorap, üç çift ayakkabı, üç yazlık T-Shirt, kış için üç kazak ve bir hırka.

Her sabah Qubat’da herkes gibi ilkin dişlerini firçalıyor, sonra rahatça elbiselerini giyiyor ve işe gidiyor. Gelecek durak Wilmersdorfer Caddesi‘ndeki metro istasyonun da olan küçük Bistro‘dur.

„Bir Latte Macciato ve bir bademezmesi Croissant lütfen!”

Senelerden beri hep aynısını ısmarlıyor. Qubat, bunu hergün böyle yapmakta hoşlanıyor. Kimse kendisinden herhangi bir şey beklemiyor. İşini de senelerden beri aynı şekilde yapıyor. Adeta bir robot gibidir. Gündüzleri hep aynı Bistro’ya giderek kahvaltısını yapar, sonra büyük istasyona giderek tekrar aynısını yapar, ondan sonra yürüyerek eve gider. Kahvaltıdan sonra genellikle bir sigara içer. Qubat günde üç sigara içiyor. Birincisini ilk kahvaltıdan sonra, ikincisini ikinci kahvaltıdan sonra ve ücüncüsünü de akşam yemeğinden sonra içer.

Şimdi büyük istasyon da ve aynı şeyi ismarlamaktadır.

„Bir Latte Macciato ve bir bademezmesi Croissant lütfen!”

Qubat’ın yanında bir kişi güzel bir çantayla duruyor. Qubat dalmış düşüncelerine onu hiç farketmiyor bile. Sigarasını içiyor. Qubat keyif ehli birisidir. Ne yapıyorsa kendisine oldukça çok zaman bırakır.

„Hesap lütfen!“

„Hemen geliyorum!“

Qubat’ın yanında duran kişi gidiyor ve cantasını unutuyor. Qubat, adam gittikten sonra farkediyor, fakat ne yapacağını bilmiyor. Çantayı Bistro’ya mı versin yoksa beraber mi alsın, yoksa olduğu yerde mi bıraksın?

„Hesabınız lütfen!“

„Tamam böyle.“

„Teşekkürler!“

„Ben de teşekkür ederim!“

Qubat kalkıyor, şeytana uyup cantayı alıp eve gidiyor. Merak bu ya!

Evinde. Canta anahtarlanmış. Cantanın anahtarını kırsa mı yoksa Bistro’ya geri mi götürse? Ne yapacağını bilmiyor. Zil calıyor. David ve Xece geliyorlar. Aslın da Qubat’ın hiç arkadaşı yoktur. Bu ikisi ile bir partide tanışıyor ve o günden beri onlar arada bir ziyarete geliyorlar.

Qubat icin bunların gelmeleri farketmiyor, eğer uzun kalmasalar ve komikçe soru sormasalar. Bu defa her şey çanta üzerine dönüyor.

Xece: “Adam nasıl unuttu çantayı?“

Qubat: „Bayağı unuttu, nasıl unuttsun?!“

Xece: „Ama nasıl? Hiçbir şey söylemeden mi gitti?”

David: „Peki çantada ne var?“

Qubat: „Bizi ilgilendirmez! Çanta bize ait değil. O kesin geri gelecek!“

David: „Delirdin mi sen? Bırak bari içine bir bakalım!”

Qubat: „Kesinlikle olmaz. Çanta bana emanettir.“

Xece: “Sana emanet mi? Çatlak mısın kafada, yoksa ne? O unuttu çantayı!“

Qubat: „Belki de unutmadı. Belki de orada hep olduğumu biliyordu.”

Xece: „Sen rüya görüyorsun galiba, gel açalım çantayı!”

Qubat: „Hayatta olmaz! Çanta bize ait değil!“

Xece kalkıyor ve cantayı kucağına doğru çekiyor: „David yardım et!“

David: „Ah! Bırak en iyisi!“

Qubat: „Çanta bize ait degil, Xece! Ne yapıyorsun?“

Xece çantayı kucağına çekerken, çanta ağır ve yere düşüyor. Qubat hemen çantanın üstüne atlıyor ve kaptığı gibi de alıyor.

Xece: „Tamam! Tamam Qubat! Anliyorum seni. Gel David, gidelim.“

Qubat her gün olduğu gibi yoluna devam ediyor.

Birkaç kere adres için çantayı açmayı düşünmüştü. Anahtarı kırmalıydı. Sonra vazgeçti. Çantası değildi, onun için yapmamalıydı. Eğer gelmezse kayıp eşya bürosuna veya Bistro’ya geri vermeyi düşünüyordu.

Qubat vardiyeli çalışıyor. Sabah vardiyesinden sonra Bistro’ya uğramayı ihmal etmez. Güzel ve güneşli bir gün. Çanta evde. İlkin beraber işe alıp işten sonra Bistro’ya vermeyi düsünmüştü ama sonra yarın veririm diye vazgeçmişti.

Bistro’da Leah ile tanışır. Leah, Qubat’a büyük ilgi gösteriyor. Qubat, Leah’dan hoşlanıyor. Numaraları degiştiriyorlar.

„Ne yapıyorsun böyle?“

„Ah! Hiçbir şey!“

„Ya sen?“

„Ben de fazla bir şey yapmıyorum.“

„Ne yapalım ki zaten?“

„Evet! Ne yapalım ki zaten!“

„Bir partiye ne dersin?“

„Parti? Neden olmasın. Tamam. Nerede?“

„Bilmiyorum! Herhangi bir zaman, herhangi bir yerde.“

„Tamam! Herhangi bir zaman, herhangi bir yerde.“

„Öyleyse, şimdi gitmem lazım.“

„Yazık! Ne zaman görüsürüz tekrar?“

„Telefonlaşırız?“

„Tamam! Telefonlaşırız.“

„Bye Qubat!“

„Bye Leah!”

Qubat evinde. Yine zil çalıyor. Xece ve David yukarı çıkıyorlar. Qubat, çanta üzerine konuşmak istemiyor. Onları sadece çanta ilgilendiriyor. Qubat, pencereye doğru çantayı kucağına koymuş sallıncaklı sandelye de oturuyor. Futondan başka oda da mobilya olmadığı için  Xece ve David oda da gelip gidiyorlar. Tur atıyorlar … Ve sessizce Xece uzun, ince, örülmüş bir ip çıkarıyor cebinden. İlkin onunla oynuyor, ip atlıyor, akrobatik yapıyor. Qubat keyfini bozmuyor. Aniden Xece, Qu-bat’ı arkadan yakalıyor ve iplen bağlıyor. David ayaklarıyla ilgileniyor. İki ayağını sıkıca bağlıyorlar. Çantayı alıp hemen kaçıyorlar. Kapıyı komşuları Qubat’ı görüp kurtarsınlar diye açık bırakıyorlar.

Akşama doğru Qubat’ın komşusu yetişiyor. Qubat’da zaten kapıya kadar sallıncaklı sandelye ile  gelmişti. Ağzını bağlamıştılar, öyleki bağıramıyordu. Şimdi tekrar serbest ama Xece ve David’in nerede oturduğunu bilmiyor.

Qubat: „Al başına belayı!” dedi kendi kendisine  ve olup biteni unutmaya calışarak rutinine tekrar geri dönmeye  calıştı.

Ertesi gün istasyonda hep olduğu gibi kahvesini içip bademezmesi Croissant yerken adamın birisi kendisi ile konuşmaya başladı:

„Her şey tamam mı?“

„Evet! Tamam! Sen de?“

„Ben de de tamam!“

„Ufak bir gezmeye ne dersin?“

„Nereye?“

„Hayvanlar bahcesi parkına?“

„Neden olmasın, yeterince zamanım var.“

„Benim de, o halde bırak gidelim.“

„Tamam! gidelim“

„Hesap lütfen.“

„Hayır! Hayır! Bırak ben ödeyeyim!“

„ Tamam, oldu bile.“

„Teşekkürler. Çok iyisiniz. Yabancı insanlara hep mi böylesiniz?

„Evet! Hemen hemen hep böyleyim. Hayır! Belli kişilere, biliyor musun …“

„Tamam! Anladım. Sen homosexüell değilsin, yoksa?

„Bunu da nereden çıkardın?“

„Onlar beni ilkin davet ediyorlar, sonra hayvanlar bahcesi parkına götürmek istiyorlar.

„Mantığını anlayamıyorum.“

„Hayvanlar bahcesinde cok homosexüell var.“

„Öyle mi? Bilmiyordum.“

„Evet! Genellikle geceleri“

„demek öyle …“

„Evet!“

Qubat yabancıyla iyi anlaşıyor. İlkin hayvanat bahçe-sinin yanından geçiyorlar. Ondan sonra Intihar Köprüsü’nden ilkin sağa, sonra sola, tekrar sağa, sonra direkt, derken cok şirin ve huzur dolu bir yere varıyorlar. Yer oldukça güzel ve insan Cennet’teki gibi sadece kuşların ötüşünü duyuyor. Ufak bir köprüyü geçtikten sonra su üzerindeki bir teras üzerinde duruyorlar. Hava biraz soğuk. Ama başka her şey güzel gözüküyor. Görünürlerde kimse yok!

„Söyler misin arkadaş, çantam halen sen de mi?“

„Çantan mı?“

„Evet be Adam! Ben onu orada unuttum ve senin yanım da oturduğunu çok iyi hatırlıyorum. Yüzünü hiç unutmadım.“

„Peki şimdi niye geliyorsun?“

„İşlerim vardı da ondan.“

„Şaka yapıyorsun, yoksa?“

„Ne sakası? Çok ciddi söylüyorum. Gelmem güvenli değildi, anladın mı? Söyle! Nerede çantam?”

„Çaldılar …“

„Neeee? Delirdin mi sen? Böyle küçük oyunlarlan kaçamak yapamazsın!“

Aniden bir tabanca çıkararak dayatır Qubat’ın kafasına.

„Anahtarlarını ver!

„Neden?

„Çeneni kapat! Cüzdanını ver!“

„Sol cebimde.“

„Ah! Goethe Caddesi … demek Charlottenburglusun …”

“Evet! Oturmak icin güzel bir bölge.“

„Öyle mi düşünüyorsun?“

„Evet“

„Ne yapacağım seninle şimdi? Sen sadece bana problem yapacaksın.“

„Hayır, ben değil! Biz arkadaşız!“

„Arkadaş mı diyorsun?“

„Evet! Arkadaş!“

PENG!

Berlin, 24. Agustos 1989

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s