Lucy

Pazar günleri sabah erkenden Mathi genellikle gezmeye gidiyor. Bir şey satın almamasına rağ-men zevk ile vitrinlerdeki eşyalara bakıyor. Senelerden beri hep aynı şeyleri giyiyor. Mathi cimri değildir. O sadece öyle seviyor.

Bir pazar günü Alex’deydi. Kocaman bir alan. Burada bir gökdelen, orada bir yapay bina. Hepsi çirkin mi çirkin. Yaşam yok! Sıfır! “Hay Allah’ım” diyor, “Buda ne boktan bir şey!” Boşlukta ve nokta gökdelenler içerisin de kendisini bir karınca gibi hisediyor. Birkaç evsiz-barksızlardan başka hiç kimse görünürler de yok. Ama bir sürü vitrin var. Bu onu sevindiriyor.

Mathi, her şeye çok detaylı ve büyük bir sukunet içerisinde bakıyor. Küçük bir Boutique’in vitrini önünde her zamankinden biraz daha uzunca duruyor. Üç tane mankene dikkatle bakıyor. Özel olarak ortadakine. Bir ispanyol paça pantolon ve çiçeklerlen donanmış bir kazak giymiş. Mankeni yukarıdan aşağı tekrar ve tekrar inceliyor. Gerçekmiş gibi görünüyor. Ve birden: “Hop-la! Buda neydi?” diyor. Manken ona gözkırpıyor. “Hayal ettim” galiba diyor ve yoluna devam etmek istiyor. Birkaç adım sonra içgüdüsel tekrar geriye bakıyor. “Hayır” diyor, “bu gerçek olamaz!” Heyacan-lanıyor ve meraktan tekrar geri bakıyor. Manken kendisine el sallıyor. Mathi şasırıyor. Karmakarışık. Darmadağan oluyor.

Mankene yaklaşıyor. Manken; „Lucy” diyor.

“Lucy?” Mathi inanamıyor.

“Evet” diyor Lucy. “Parlayan!”

“Hey” diyor Mathi. “Ben bir Manken ile konuşuyorum.”

„Ne var yani?” diyor Lucy. “Utanıyor musun?”

„Hayır! Hayır! Sadece …”
“Evet anlıyorum. Insanlar seni deli sanacak degil mi?“

“Hayır! Problem şu… Sen gerçekten benimle mi konuşuyorsun, yoksa ben hayal mı görüyorum?”
“Sen ne düsünüyorsun?”

Mathi şaskınlık içinde. Ne yapacağını bilmiyor. Özür diliyerek hemen eve doğru yola çıkıyor. Bundan evelli bölgedeki bütün mankenleri ziyaret ederek derince gözlerinin içine bakıyor. Hayır. Kimse yerinden kıpırdamıyor. Gözkırpmak yok! Gülümsemek yok! El sallamak hiç yok! Eve geldiğin de kendisinin belki hasta olduğunu düşünür.

Bütün gece onu düşünüyor. Bir türlü yatamıyor. İşyerinde kendisine güvenip herhangi birisine bir şey söylemiyor. “Kim inanır ki böyle bir şeye?” diyor. “Hepsi beni deli sanacak.” En iyisi bir şey söylememek.

İşten sonra ilkin bir psikologa görünmek istiyor. Sonra Lucy’ye gidiyor. „Bakalım bugün ne olacak?” diyor. Belki de sadece dündü.

Daha Lucy’e yaklaşmadan Lucy uzaktan gülümsüyor ve el sallıyor. Ayakları bağlı olmasa dans edecek. Lucy çok seviniyor. Pazartesi akşamı. Dükanlar saat 2o:oo’ye kadar açık. Saat 18:oo ve her yer tıklım tıklım insanlar ile dolu. Mathi çevresindeki her şeyi unutuyor. Kollarını açarak Lucy’e koşuyor;

„Hey Lucy!” diyor. “İyi misin?”
“Evet! Hem de nasıl. Ya sen?”
„Ben de iyiyim …”

Hemen hemen her şey üzerine konuşuyorlar. Yolda geçen bazı insanlar gülüp geçiyorlar, bazıları da bir şeyler söylüyorlar. Mathi’yi sadece Lucy ilgilendiriyor.

Lucy baştan söylemişti: “Dikkat etmemiz gerekiyor. Boutique’te bize zorluk çıkartabilirler.“

Mathi eve geldigin de çok mutlu olduğunu hisediyordu. 26 yaşında olmasına rağmen daha bir kadınla birlikte olmamıştı. Çocukluk yaşlarından beri mankenleri çok seviyordu. Ama bu bambaşka bir şeydi. “Bu manken değil” diyordu. „O konuşuyor, gülüyor, göz kırpıyor, el sallıyor vs.” Sadece yeyip içemiyor. „Ne var ki?” diyor kendi kendisine. “Güzel olan da bu ya! O bir mucize.”

İşten sonra Mathi hergün Lucy’i ziyarete gider. Bazen çok soğuk olmasına rağmen orada geceler. Polis onu rahat bırakmıyor artık. Onlar gelince kendisini saklıyor, gidince tekrar geliyor. Güm be gün zorlanıyor. Gündüzleri Boutique’in sahibi ile başı dertte. Birkaç kere Boutique’e girmiş saatlerce Lucy ile konuşmuştu. İlk başta calışanlar göz yummuş, sonra şef gelmiş ve „Lütfen Boutique’e bir daha girmemek üzere dükkanı hemen terket,” demişti.

Mathi, Lucy’i iki kere satın almayı denemişti. “Hayır! Lucy satılık değil” demişti şef. Sonra kendisine bir adres vererek; „Burada kendinize bir manken alabilirsiniz!” Buna karşın Mathi şefe, Lucy’e delicesine aşık oldugunu söylüyor … Şefte Mathi‘ye „sapık” diyerek bir daha Boutique’e girmemek üzere Boutique’e tümden giriş yasağı veriyor.

Mathi ne yapacağını bilmiyor. Winroj’dan başka onu hiç kimse anlamıyor.

Winroj eskiden İşçiymiş. Firmasi iflaz ediyor ve işsizler ordusuna katılıyor. Winroj’un bir ailesi ve iki cocuğu var. Çocuklar kücük olduğundan eşi calışamıyordu. Seneler geçiyor, Winroj iş bulamıyor. Bu durum onu bezdiriyor ve başlıyor içmeye. Winroj artık alkol tiryakisidir. Her şeyini kaybediyor. Bundan dolayı cadde de yaşıyor. Winroj cok yalnızdır. Hayır! Cevresin de bir sürü konuştuğu insan vardır, fakat kimse onları görmüyor. Sadece Winroj onları görüyor. Onun komik el hareketlerini, bağırmalarını, gülmelerini, ağlamalarını kimse anlamıyor. Çünkü hep yanlızdır.

Winroj, Mathi ile Boutique’in önün de tanışıyorlar. Winroj, Lucy’nin ne konuştuğunu duyuyor, ne gözkırp-tığını görüyor, ne de gülüp el salladığını. Buna ragmen Mathi’yi iyi anlıyor. Winroj ve Mathi artık ayrılmaz iyi arkadaştırlar.

Mathi yeis icindedir. “Biliyor musun Winroj? Lucy’i kaçırmam lazım. Bu böyle gitmez artık,” diyerek Winroj’a danışıyor. Winroj yere bakarak; “Peki nasıl yapacaksın? Vitrinin hepsi panzer camından ve alarmlı. Polis hemen burada olur. Karakolun nerede olduğunu biliyor musun?”

Winroj çevreyi pek iyi tanıyor. Senelerden beri bu bölgede yaşıyor. Alexander Platz evi gibidir. “Ne olursa olsun.” Diyor Mathi. “Lucy’i orada çıkarmam lazım!” Winroj kafayı sallıyarak: “Bu basit olmayacak Mathi!” diye cevap veriyor.

Mathi, kafaya koymuş artık. Hayatında Lucy’den başka bir kadınla bu derece anlaşmamıştı. Ellini tuttuğu ilk kadındı. Başkaları için Lucy bir manken olabilirdi. Fakat onun için hayatının kadınıydı. Başkalarının kendisini anlayıp anlamamasını artık önemsemiyordu. Lucy vitrinden çıkmalıydı.

Winroj ve Mathi ertesi gün alişverişe gittiler. Mathi’de yeterince para vardı. Winroj camcılığı iyi tanıyordu. İki tane cam tutan ve bir cam keser satın aldılar. Her şeyi sanki bir elmas dükkanı soyar gibi detaylı planladılar.

Pazar gecesi bu bölge cok sessizdir. Birkaç evsiz-barksızdan başka kimse yok. Gece saat üçte, üç dakika da Lucy kaçırılmalıydı. Winroj, polisin geleceği bir köşede duruyor, şayet polis gelirse ıslık çalacak. Mathi plana göre her şeyi üc dakikada bitirmeliydi. Fazla zamanı yoktu. Camı eller ellemez alarm çalacak. Polis en geç üc dakikada orada olacaktı.

Zaman gelmişti. Winroj elinde bir şişe wodka ile köşede bekliyor. Mathi şimşek gibi markalamayı cama yapıştırdı. Lucy cok sakindi. İlkin camın delinmesi gerekiyordu. Alarm çalmaya başlamıştı. Cam kesildi. Mathi, Lucy’i çıkarmaya çalışırken Winroj son nefesiyle ıslık çalmaya başladı. Lucy, Mathi’nin kolları altındaydı ve mümküm olduğu hız ile kaçıyordu. Şansına Lucy ağır değildi. Mathi büyük adımlarla ilerliyordu. “Dur!” diyordu bir ses. “Yoksa ateş ederim!” Mathi hiçbir şey duymuyor delicesine kaldırımda koşuyordu. “PENG!” Bir kurşun yakaladı Mathi’yi ve kafasıyla kaldırımda duran beton çiçek kovasına düşüverdi. Winroj her şeyi gördü. „Bir ambülans cağır!” dedi bir polis. “Öldü!” dedi diğeri. Kocaman gözyaşları Winroj’in yüzü üzerinde akmaya başladı. Hiçbir şey yapamıyordu. Kızarak vurdu wodka şişesini caddeye ve kahretti her şeyi! Arkadaşı yoktu artık.

Lucy, Mathi’nin yanında yatay dururken başı caddeye yuvarlanmış ve bir araba tarafından ezilmişti. Winroj tüm bunları artık görmek istemiyordu. Hemen yerini değiştirdi.

Winroj üç gün ağır depresifti. Gelip giderek durmak-sızın evrenin bütün Tanrıcalarını kahrediyordu. „Ola-maz” diyordu. „Hayır! Hayır! Hayır! Bu doğru olamaz!” diyerek bağırıyordu caddelerde ve her yerde. Bu dünyada onu anlıyan bir tek Mathi vardı. En iyi ve tek arkadaşıydı. Öbür dünyadakiler nereye gittiler? Hepsi birden kaybolmuştu. Şimdi gercekten yapayalnızdı!

Üç gün sonra Boutique’e gidip cama bir wodka dolu şişesini atmayı düşünüyordu. Nefret doluydu ve intikam almak istiyordu. Alkolden başka hiçbir şeyi yoktu. Ve ansızın gördü onları. Mathi ve Lucy düğün elbiseleri içinde vitrinde birbirlerinin gözleri içine bakarak duruyorlar. Winroj bir türlü inanamıyordu.

Berlin, 2. Temmuz 1990

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s