Jandil

Cumartesi sabahları Jandil arada bir kanalda gezmeye gidiyor. Aniden birisinin köprünün altına düştüğünü farkeder. Saat sabah 5:oo ve belki de yardıma ihtiyacı vardır diye düşünür. Pascal, cok fena şarhoş olduğundan evin yolunu dahi bulamıyor. Jandil, onun nüfus cüzdanını alır, adresini okuduktan sonra onu eve götürür.

Pascal, soğuk bir duş aldıktan sonra bir kahve içer ve her şey üzerine konuşurlar. Pacal’ın oldukça çok problemleri vardır. Üç hafta icerisin de diplomasını içeri vermesi lazım. Nasıl başaracağını bilemiyor. Şehir planlaması okuyor ve bir gün şehir planlamaktan hayal ediyor. Jandil, Pascal’ın odasına ve planlarına bakıyor. Pascal, güzel çizim yapıyor. Bütün duvarlar enteresan mimar ve şehir resimleri ve cizimlerlen dolu. Büyük ilgisini görmemek mümkün değil.

“İstiyorsan eger, sana yardım edebilirim” diyor Jandil. “Sen bana neyin nasıl olacağını söylersin, ben de ona göre yaparım.” Pascal gülüyor ve ”Ne? Sen şaka mı yapıyorsun?” der.

Ertesi gün Jandil üc haftalık izin alıyor ve başlıyor Pascal’a yardım etmeye. “Neden olmasın?” diyor kendi kendisine. „İzine zaten gittigim yok.”

Sabah saat 9:oo’da çalışmaya başlıyorlar gece 2:oo veya 3:oo’e kadar. Günde 16:oo-18:oo saat çalışıyorlar, altı saatten az yatıyorlar. Jandil işten oldukça hoşlanıyor. Pascal alkol içmeyi bırakıyor. Heyecana karşı sadece baldrian çayı içiyor. İş çok, zaman az.

Çarsamba.

Jandil, Pascal ile birlikte iki günden beri çalışıyor. İki çocuk ile birlikte uzunca bir kadın içeri giriyor. Açlıktan ölmüş bir model gibi ince gözüküyor. „Agatha” diyor Pascal, Jandil’e. “Bunlar da Laura ve Astra.” Laura 7 yaşında, Astra ise 5. Astra özürlü. Ne doğru dürüst yürüyebiliyor, ne de konuşabiliyor.

Laura ve Astra yan oda da oynuyorlar. Pascal, Agat-ha’yla mutfakta. İkisi seslice döğüşüyorlar, öyleki Jandil her şeyi duyuyor. Pascal, Agatha’ya işlerinin yoğunluğundan çocuklara bakamıyacağını anlatmaya çalışıyor. Agatha ise onun işi ve diploması için hiç anla-yış göstermiyor. Her şey cok kötü görünüyor. Birkaç dakika sonra Agatha odaya giriyor, çocukları alıp gidiyor.

Cumartesi

Jandil ve Pascal durmaksızın plan üretiyorlar. Telefon çalıyor. „Agatha bizi yemeğe davet ediyor. Lütfen gel gidelim,” diyor Pascal.

Agatha’nın evine geliyorlar. Ev cok basit döşenmiş. Ço-cuklar yok. Masada 35 yaslarında bir tip oturuyor. Agatha mutfakta. “Bu Agatha’nın arkadaşıdır” diyor Pascal. “O hiç çalışmadı. Babası çok zengin. Evet! Böyle bir şansı olmalı insanın.”

Yemek hazır. Agatha, Jandil’in karşısın da oturuyor ve utanmadan her şey üzerine durmaksızın konuşuyor. Agatha şarhoştur. Pascal tip ile konuşuyor. Agatha, Jandil’e o tip ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını söylüyor. “Sadece bir arkadaştır” diyor.

Agatha’nın süper kücük gögüsleri var. Jandil seviyor böyle şeyi. Ayakları birbirini dokunuyor. Jandil kendikini biraz geri çekiyor. Agatha’nın peşinde geliyor. Jandil hoşlanıyor. Ayaklar ile birkaç dakika sevişiyorlar. Agatha küçük bir yaramazdır. Jandil tekrar ayaklarını geri çekiyor.

Yemeği bitirdiler. Jandil bir şey yiyemedi. Yemekte çok alkol vardı. Jandil, alkol hiç sevmiyor. Alkolden iğreniyor.

Gitmek istiyorlar. Agatha aniden bir kitap getiriyor. Jandil muhakkak okumalıydı. Klaus Kinski’nin „Çilekli Ağzını Öpüyorum” kitabı. Jandil kitabı alıyor ve “Tamam okuyacağım” diyor.

Agatha: „Söz mü?”

Jandil: ”Hayır!” diyor ve ikisi de seslice gülüyorlar.

Jandil kitabı hiç okumadı. Büyükler için yazılmış kitapları Jandil prensipten okumaz. Kendisine çok karışık geliyorlar. Eğer Jandil kitap okursa, çocuk kitapları okur. Onları daha rahatca anlıyor. „Birde onlar hem basit, hem de fantezi dolu,” diyor.

Agatha, onları durmadan yemeğe davet ediyor. „Bizi işten alıkoymak istiyor,” diyor Pascal. „Belki de konuşmaya ihtiyacı var,” ekliyor Jandil.

Pascal aslında hiç Agatha’nın evine gitmek istemiyor. Ama çocukları görmek istiyor. Bu defa başka bir tip var orada ve Agatha yine şarhoş. Anlaşılan Agatha hep şarhoş. Geri dönüşte Pascal, Jandil’e, Agatha’yı ördürmek istediğini, çünkü Agatha „boktan bir anne” olduğunu söylüyor. „Bu oruspu” diyor, „haddinden fazla çok ve çok içiyor, bu yetmiyormuş gibi her gelenle de yatıyor. Ben ne yapayım? Bu durumdan dolayı en çok da çocuklar acı çekiyor.”

Yedi sene önce yolda tanışmıştılar. Agatha, otostop yapmış, Pascal’da onu beraber almıştı. Gelecek dinlenme tesisinde hemen birbirleriyle yatmışlardı. Yanların da koruma yoktu. Agatha hemen hamile olmuştu. “Çok seviyordum o dönem, şimdi de çok seviyorum, ama neden bu kadar alkol içiyor? Astra’yı gördün mü? Zavallı çocuk. Astra’nın özürlü olmasından Agatha suçlu. Doktorlar bunu tastik ettiler. Hamiley-ken şimdiki gibi hep şarhoştu. Aptal kadın! Başkalarıyla bari yatmasa. Ah! Biliyor musun? Bu kadın beni mahvediyor.”

Pascal, Agatha’yı seviyor ve Agatha’nın için de bulunduğu durumuda bazen anlayışla karşılıyor. Sakinleştikten sonra: “Her insanın zayıf noktaları vardır, biliyor musun? Agatha’nın zayıf noktası alkol ve sex. Ne yapa-bilirsin ki? Böyle şeyleri kimseye yasaklayamazsın. Vücudu kendisine ait. Ne yaparsa yapsın bilecegi bir iştir. Kaldiki sex en güzel şeydir. Böyle bir şeyi hiç kimseye yasaklayamazsın. Olmaz! Nasıl olsun ki? Alkol içmesin bana yeter. Igreniyorum alkolden.”

Pascal, bir sigara yakıyor ve bir yudum da baldrian çayı içiyor. Oda da cezaevindeymiş gibi sağa sola büyük adımlar ile dolaşıp duruyor. Ve birden: „Biliyor musun? Ben aslında bir adi insanım. Agatha’yı çok kere kandırdım. Ondan sonra o da beni aldattı. Bu bizi mahvetti ve güzel ilişkimizi toptan yıktı, öyleki sanki sadece çocuklar yüzünden beraberiz şimdi. O günden beri acı çekiyoruz. Kendisini cok yaraladım, hayal kırıklığına uğrattım, ihmal ettim. Durumu tekrar nasıl iyi yapacağımı bilmiyorum. Agatha, alkol, sigara nedir bilmiyordu. Her şeyden ben suçluyum. Ben bir süper domuzum. Evet! Ben gerçekten bir domuz oğlu domuzum.”

„Bence Agatha için kendini suçlaman yanlıştır. İki kişi var oyunda. Herkes kendi rolünü kendisine göre iyi veya kötü oynuyor. Bir Filmdeki gibi. Bütün yaşam bir Film gibidir. Herhangi bir yerde başlıyor ve herhangi bir yerde bitiyor. Sen onu hiçbir şeye zorlamadın. Yaşı başı yerindeydi ve seni ilk aldatmadan sonra terkedebilirdi. Fakat o da intikama karar vererek seni aldattı, çünkü ne derece acı verdiğini biliyordu. Sen bir hatta yaptın. Seni affedecegine sana aynısını yapıyor. Insanlar yaptıkları hatalardan ögreniyorlar. Önemli olan yapılan hataları tekrarlamamaktır.”

“Evet! Yapabilirse eger insan, güzel olurdu. Agatha beni birkaç kere affetti. Ama biliyor musun? Bir kere kandırdın mı, hep kandırmış oluyorsun. Bana artık güveni kalmamış. Arkadaşlık sex veya sexsiz hep güvene bağlıdır. Kandırdığım an, kendisini fena bir şekilde yaralayacağımı ve kaybedeceğimi bilmeliydim. Sevgimiz için yapmamalıydım. Hayır! Hiçbir zaman! Bir süre sonra her şey tıkanmıştı. Çok kütü bir durumdu. Fena kıskanmaya başladı. Hiçbir kadınla konuşamı-yordum. Fakat şu aralar artık önemli degil. Herkes istedigini yapıyor. Bir ilişkiden konusamayız artık. Söylemler ve yapılanlar geçip gidiyor ama çektiğimiz acılar derin, derin içimizde kalıyor. Çocuklardan başka ortak hiçbir yönümüz yok artık. Zavallı çocuklar. Yapmamalıydık. Böyle olacağını nereden bilecektik? Cocukların var mı?”

“Hayır!”
“İyi yapmışsın”
„Evet!”
“Bir gün olmasını ister misin?”
„Belki”
„Emin değil misin?”
„Hayır!”
„Kız arkadaşın yok mu?”
„Hayır!”
„İyi yapıyorsun!”

Çalışıyorlar. Agatha geliyor. Pascal’dan bir kafa büyük. Bugün bir de plato ayakkabı giymiş. Pascal’dan iki kafa büyük. Hep olduğu gibi şarhoş. Yürüyemiyor. Çocuklar yan oda da. Agatha ve Pascal mutfaktalar. Pascal bir şey satın almak için dışarı gidiyor. Agatha calışma odasına geliyor. Çok ince, kısa ve renkli bir elbise giymis. Belki de gece elbisesidir. Harika rafine!

Oynanmış iplerlen askılı yumuşak satenden dezent grafik designlı güzel bir elbise. Yandaki yırtmaç herhalde rahatça hareket etmek içindir. Önde asimetrik sivrili uçlar ve yandan küçücük yırtmaçlar ve bir fermuar görünüyor. Tam en vogue! Altta iç çamaşırları görünüyor, belki de “Collection Crazy” inanılmaz nakışlı ince tüllü viskos, polyamid, elasthan, belki de polyester, bilinmez. Renk : Bordeaux, Büyüklügü : yüzde yüz 36.

Jandil’e yaklaşıyor ve ne yapmak istediğine bakmak istiyor. Bilincli olarak sol koluyla Jandil’i yokluyor. Öyle yakinki Jandil’in heyecandan soluğu kesiliyor. Kimse bir şey söylemiyor. Gerilim oldukca büyük. Jandil’in başı dönüyor ve neredeyse bayılacak. Düşmek üzere.

Agatha enteresandır. Jandil, Agatha’yı her gördügün de dizleri yumuşar. Agatha’nın kokusu her şeye yetiyor. Jandil, Agatha’ye karşı kudretsizdir.

Günler hızlı geçiyor. Planlar bitiyor. Jandil, vicdan azabı duymaksızın eve gidebilir. Zor belayla bitirdiler işi. İki ay sonra bir presentasyon vardı. Jandil, calıştığından gitmedi. Çocuklarda yoktu. Pascal Agatha’ya haber vermedi. Herhangi bir şey yapar diye korkmuştu. Pascal, sonuçta iyi derece ile kazandı ve bunun kutla-mak için Jandil’i yemeğe davet etti.

Pascal, Jandil’e Agatha’nın kendisini mahkemeye verdiğini söylüyor. Agatha’ya göre Pascal çocuklarını sexuell kötüye kullanmış ve bundan dolayı görüştürmüyormuş. “Ben hayatta çocuklarıma hiçbir şey yapmam. Neden böyle bir şey uyduruyor? Biz birbirimizi seviyorduk,” diyor Pascal ve başlıyor küçük bir çocuk gibi ağlamaya. Pascal ne yapacağını bilmiyor. Agatha ile tanıştığından büyük pişmanlık duyuyor.

Bir gün tesadüfen Jandil ve Pascal kocaman bir park olan hayvanlar bahçesin de görüşüyorlar. Pascal, çocuklar ile yalnız ve Pascal cocuklarını seviyor. Bir bütün cocukları seviyor. Pascal çok, çok üzgün. Kısa bir bakıştan sonra Jandil, Pascal’a :

“Her şey tamam mı?” diye sorar.
“Hayır! İyi degilim. Agatha öldü! Zavallı Agatha!”

Agatha yaşama dayanamamıştı. Çok problemi oldu-ğundan, yaşamla yalnız baş edememisti. Cok yalnızdı. Bundan dolayı başlamıştı içmeye. Hayatına son vermek icin 20 kalb tabletti almıştı. Pascal onu cıplak banyoda bulmuştu. Susuz. Jandil, kısaca onun üzerine düşündü. Bu dünyada yaşıyan yedi milyar insandan biri ölmüştü. Kimi ilgilendiriyor, bu üç kişiden başka. Ne akrabaları vardı, ne de ailesi. Onlar Agatha’yı zaten diriyken ölü görüyorlardı. Arkadaşları da yoktu. Agatha, “Tanıdığım bütün erkeklerin hepside adi insanlardı,” demişti Jandil’e. „Hepsi de sadece benimle yatmak istiyorlardı. Başka da bir şey istemiyorlardı. Kadınları da sevmi-yorum. Onlarda benim tiplerlen hep yattılar. Pascal benim en iyi kız arkadaşımla yattı. Mitra’yı bu yüzden hiç afetmiyeceğim. Bunu bana yapmamalıydı. En iyi arkadaşıydım. Ya Pascal? O neden yaptı?”

Bir sene geçmişti. Herhangi bir nedenden dolayı Jandil, Pascal’a Telefon ediyor. Bir kadın sesi: „Ah sen misin? Güzel. Telefon ettigine sevindim. Seni hep tanımak istemiştim. Pascal senden cok bahsetti. Sensiz diplomasını başaramıyacaktı. Cok yeis içindeydi, değil mi?”

Jandil, Telefonu alıyor, balkona gidiyor, masmavi bosluğu bakarak bu güzel, kibar ve sakin sesi dinlemek istiyor. Ses sanki senelerden beri konuşulmamışa benziyor. Bir kitap okuyucusu gibi başlıyor bir sürü virgül ve noktayla anlatmaya. Jandil, saatlerce bir şey söylemiyor. Sadece o konuşmalı diyor, ve başka kimse konuşmasın.

O da Pascal’ı, Agatha gibi otostop da tanıdığını anlatıyor. Arabaya girer girmez aşık oluyorlar. İki hafta sonra Pascal’ın evine taşınıyor. Herhangi bir şey okumuş, fakat simdilik önemli değil. Üç sene calıştığı için çocuklar büyüyünce tekrar calışmaya başlar. Bu onun için bir problem değildir.

Onun da Pascal gibi iki çocuğu var. Biri yedi, diğeri dokuz yaşında. Melek gibi güzeldiler, öyleki anlatılmaz. Çocukları çok seviyor. Onlar için ev kadını olmayı seviyor. Pascal calışmaya gidiyor o da severek evde çocuklara bakıyor. “Bunun ne kadar çok iş olduğunu düşünebiliyor musun?” diyor. “Ama önemli degil”!

Eski arkadaşı, çocukların babasıyla iyi anlaşıyor. Ne de olsa beraber çocukları var. Kimseyle evlenmek istemi-yordu. Sevdikten sonra ne gerek vardı. Sevgi olmadı mı, kağıdın da bir yardımı olamazdı.

Eski arkadaşı çocuklar ile izine gitmek isteyene dek her şey yolundaydı. O bir hafta izin almış çocuklar ile Kanu sürmeye gitmek istiyor. „Neden olmasın?” diyor Pascal ama Luna’yı komik bir his sarıyor. Pascal’ın çocuklarını büyük annelerine götürüyorlar ve bu fırsattan istifade Pascal ve Luna’da bir haftalığına izine çıkıyorlar.

İkinci gün Luna endişeleniyor. Bir türlü yatamıyor. Rüya görüyor. Rüyada evinde. Ögleden sonra. Zil çalıyor. Postacı kendisine üç noktalı bir mektup ulaştırıyor. Noktaların ikisi kırmızı, biri yeşil. Kırmızı Luna için ölüm demektir. Yeşil: yaşam anlamına geliyor. Kan ter içerisin de uykudan uyanıyor ve bir daha da yatamıyor. „Pascal!” diyor, „Gel hemen eve gidelim! Çocuklara bir şey oldu galiba. Hemen geri dönmemiz lazım!” Ama olmuyor. Geç vakit. Tren yok. Cocukların babasını arıyorlar. Olmuyor. İlk treni almak için saatlerce beklemeleri gerekiyor. Uzun bir yol. Yolda da bir türlü yatamıyor. Karın altından durmadan kanamaya başlıyor. Günleri yok. Ağlıyor … ağlıyor … ve ağlıyor … Pascal hiçbir şey olmadığından çok emin. Ne olabilirdi ki zaten? Pascal, batıl inancı olmayan biridir ve Luna’nın ruhsal hasta olduğunu düşünür.

Nihayet eve geliyorlar. Daireleri ücüncü katta. Posta kutusun da bir mektup vardır. Luna’nın dünyası yıkılır. Sırt üstü podyuma düşer. Pascal mektubu açmaz ve hemen doktor çağırır. Luna, mektubu görmek istemez.

Luna, altı gün yatakta kalır. Konuşmaz, yemez ve içmez. Aglamaz da. Derin yas tutar.

Yedinci gün kalkar ve çocuklarını görmek ister. Onları olduğu gibi görmek ister. Görünüşlerini önemsemiyor. Gitmeden evveli görmelidir kesin.

Hemen Krematoryum’a gider. Meleklerine saatlerce bakar. Öpüyor. Kucaklıyor. Okşuyor. Türkü söyler, anlatır, dans eder, tekrar ve tekrardan … Saatlerce …

Birkaç dakika sessizdir. Biliyor. Hayat geçicidir. Bütün canlılar bir gün ölecektir. Her şey gelip geçicidir. Tabiat böyledir. Her doğum ölümle sonuçlanıyor. Zor olsada bu gerçeği kabullenmesi gerekiyor. Her başlangıç bir sonuçtur. Er veya geç. Yapacağı herhangi bir şey yok. Bu bir gerçek. Gerçek gibi radikal olması gerekiyor. Yoksa başaramaz.

Son bir kere uzunca çocuklara tekrar bakar. Kollarıyla başlarını alarak göğsüne dayatır. Büyükçe yaş damlacıkları gözlerinden akıp çocukların yüzlerini okşar, tipki yağmurlu ve güneşli bir gün gibi.

Kimse kendisine güvenip Luna’ya yaklaşmaz. Kimse teselli etmez. Belki de korkudan, yanlış bir şey yaparız diye.

Luna ağlar, sızlar, bağırır tekrar ve tekrardan. Bu defa son sesiyle. Butün dünya duyuyor onu. Sadece çocukları duymuyor.

Luna biliyor. Ne yaparsa yapsın. Onları geri getirmi-yecek artık.

Bir zaman sonra, aksama doğru bırakıyor meleklerini yalnız. Kimseye bakmıyor. Tek bir kelime dahi söylemiyor. Aglamıyor da. Yalnız başına eve gidiyor.

„Ve babası?” diyor sessizce. „Kim babasını anlasın?” Kimbilir kaç kere suya atlamıştı. Bir süre sonra yapamı-yordu artık. Sahilde oturmuş ufuk ve yardımsız bir çocuk gibi aglamıştı. „Bundan daha kötü bir şey olabilir mi? Gözün önünde cocukların boğuluyor, sen hiçbir şey yapamıyorsun. Geç kalmıştı artık.

Akıntı çok büyüktü. Hiçbir şey yapamıyordu. Kimse bir sey yapamazdı. “Onlar şimdi Cennet‘te. Biliyorum. Onlar simdi Cennet‘te, biliyormusun? Sevgili Allah kendilerini erkenden götürmek istedi. Neden bilmiyorum. Belki de ihtiyacı vardı orada. Sadece o biliyor. Baska kimse bilemez!”

Telefonu kapatıyorlar.

Luna iki saatten beri tüm bunları Jandil’e detaylı anla-tırken çok sakindi. Hiç ağlamadı. Luna, cok berrak, anlaşılır ve çok güzel konuştu, sanki cocuklarına bir masal anlatıyormuş gibi.

Tüm bunlar iki sene evveldi.

Dün ögleden sonra Jandil tekrar hayvanlar bahçesi parkındayken aniden bir kadının ismini çağırdığını duyar. “Geri gel Jandil! Nereye gidiyorsun?” diyordu ses. Jandil geri baktığında hepsini görüyordu. Pascal, çocukları Laura ve Astra kendisine sırtı çevrili oturuyorlar. Sağda Luna oturuyor. Tatlı mı tatı küçücük iki yaşında bir cocuk Jandil’in önünde duruyor. Gülümsüyorlar. Inanılmaz şekilde tatlı.

Luna geliyor, çocuğu alırken kısaca Jandil’in gözlerinin içine baktıktan sonra gidiyor. Üç adımdan sonra geri dönüyor ve tekrardan Jandil’in gözlerinin içine bakıyor. Bu defa biraz daha uzun ve derince. Bir şey söyli-yerek geri gidiyor. Gözleri parlıyor. Mutluluk denilen şeydir Luna’ın gözlerindeki. Luna mutludur.

Ya Jandil?

Jandil yoluna devam ediyor … ve göle yakın bir banka oturarak sonsuz bucaksız masmavi göğün derinligine dalıyor …

Berlin, 28. Temmuz 1992

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s