Jengar

Jengar Savoy Platz’daki fırında çalışıyor. Ben hafta da birkaç kez oraya bir şeyler yemeye gidiyorum. Genellikle bir ekmek arası ve su alır bir banka oturur yerim. Savoy Platz pek güzel değildir ama hoşlanıyorum.

Jengar, birkaç yıldan beri bu fırında çalışıyor. Biz birbirimizi fırında tanıyoruz. Ben öğlen paydosu yaparken o paydos ediyor. Bu iyi oluyor. Biz severek buluşuyoruz. Jengar, gece saat 3:00′te çalışmaya başlıyor. O böyle erken çalışmaya başlamaktan hoşlanıyor. Boş olunca eğlenmeye, genellikle herhangi bir Gao-Trans partisine gidiyor.

Jengar’ın hafta sonunda ziyaretçisi vardı. Marc eski bir arkadaşıdır. Eskiden Marc’ta bu şehirde otururdu ama şimdi başka bir şehirde oturuyor. Jengar’ın çok arkadaşı vardır.

Cumartesidir ve Jengar bütün hafta sonu boştur. Nihayet yine dans etmeye gidebilir. Jengar, Marc ile Oranien Platz’da, eski bir mağazada bir Goa-Trans partisine gidiyorlar. Eskiden burada diskotek “Trash” vardı. Oraya hep beraber sıkça giderlerdi.

„Location” boktandı diyor Jengar: „Ama önemli değil. İçeri girer girmez bir kadının bana gülümsediğini gördüm. Ben onun Claudia olduğunu sandım. Eskiden Subway’de çalışıyordu. Onun için onunla hemen konuştum. Ama kim? Sylvana. Çok güzel bir kadın. Mavi çiçeklerle süslenmiş çok güzel bir top giymişti, dudakların da, kaşların da, kulakların da çok delme ve karnı yarı açıktı, kalçalarını saran güzel bir dövme vardı. Bir tiple oradaydı. Kim olduğunu bilmiyorum. Uzaktan bir arkadaş olduğunu söyledi.”

Jengar, Marc ile olunca çok neşeli oluyor. Yan yanda hiç durmazlar. Biri burada dans eder, diğeri orada. Birbirlerini gözden kaybederler, sonra başka yerde buluşurlar. Eğer birisi yorgun olur ve eve giderse okaydir. Ama genellikle ikisi de çok uzun kalırlar. Bazen iki veya üç gün, cumadan pazartesiye kadar kalırlar. Eğer orada parti bitmişse, başka partiye giderek orada eğlenmeye devam ederler.

Marc’ın pazar günü saat 9:30′da bir arkadaşı ile bir görüşmesi vardı. Parti oldukça büyük ve insanlar ile dolup taşıyordu. Jengar ile Marc tesadüfen karşılaşırlar ve beraber bir sigara içerler. Marc arkadaşı ile buluştuktan sonra belki tekrar partiye geri gelecektir. Ama kesin bilmiyor. Belki de trenle şehrine geri dönecek. Jengar : „Okay, Marc!” diyor, “Ben yine dans etmeye gidiyorum ve birkaç saat daha buradayım. Eğer gelirsen görüşürüz.”

Belli bir süre sonra Jengar pistin üzerinde dans ederken gözlerine inanamaz. Jengar O’nu görüyor. „Bu olamaz!” diyor. Sonra: “Bu O’dur!” diyor. “Yüzde yüz!”

Sylvana geliyor. Sylvana Jengar’ın yanına oturuyor ve şuradan, buradan anlatırlar. Bu arada Sylvana birçok insan ile tanışmış. Jengar hepsiyle tanışır ve dans ederler ama Jengar’ın gözü hep O’ndadır.

„Evet, O’dur!” der Jengar ama nasıl tanışacağını bilmiyor. Jengar çok utangaçtır. Herhangi bir kadınla hayatta kendiliğinden konuşmaz. Hele onunla tanışmak istiyorsa hiç yapamaz. Her şey tesadüf olması lazım! Şimdi bir de çok heyecanlıdır. Ne yapacağını şaşırır ve yardım ararcasına Sylvana’nın nerede olduğuna bakar. Sylvana görünürler de yoktur. Jengar, Sylvana’nın oturduğu yere oturur ve onu yakından izliyor. “Evet! Bu O’dur! Başkası olamaz!” diyor. Jengar yer değiştirir. Karanlıkta bir yerde siyah bir müzik boxunun üzerine oturur, gözlerini ondan ayırmaz. O dans ediyor ve dans ediyor. Bu oldukça uzun sürüyor. Bir an Jengar onun ayakkabılarını çıkarıp yalın ayak dans ettiğini görür. Yerler kırılan şişelerin camlarıyla doludur. Jengar, bir şimşek gibi ayağa kalkar ve onun yanına gider. “Hey! Yalınayak dans etmekle dikkatli olmalısın. Yerler camlarla dolu!” diyor. Artık buydu. O Jengar’ın gözlerinin içine bakar ve beraber sessizce müzik boxuna doğru yürürler.

„Bu öyle güzeldi ki” diyor Jengar, „sanki ben onun ile konuşmak için yerlere cam serptim. Düşünebiliyor musun? Yoksa onun ile hayatta konuşamazdım. Biz müzik boxuna  yanaşır yanaşmaz O hemen kocaman bir sigaralık sardı.”

Onun ismi Lene’ydi. Numaraları değiştiriyorlar. Sylvana’da geliyor. Üçü beraber dans ediyorlar. Bir süre sonra Lene ortalıkta kayboluyor. „Belki de işe gitti!” diyor Jengar ve dans etmeye devam ediyor. Lene, huzur evinde yaşlı insanlar bakımcısıdır.

Öğleden sonra saat 14:00′e doğru Jengar artık eve gitmek istiyor. Kapının önünde giymek için elbiselerini yanına alıyor. Tuvaletlerin önünde geçince Lene’yi iki kişi ile tuvaletten çıkarken görüyor. Lene, sapsarı kesilmiş. Jengar, Lene ile vedalaşmak istiyor. Jengar, Lene’nin yanına yaklaşıyor ve “Hey! Her şey okay mi?” diye sorar. Lene kısaca Jengar’ın gözlerinin içine bakar onu sıcakça kucaklar ve kulağına; “Bana bugün paydostan sonra telefon et!” diye fısıldar. Jengar sanki bayılacak. O’nu gördüğüne bir türlü inanamıyor. “Böyle bir şey ancak hikâyelerde olur” diyor kendi kendine.

Lene, vardiyalı çalışıyordu ve o gün çalışmaya gitti. Akşama doğru paydostan sonra Jengar, Lene’yi aradı. Başka bir kadın olsa hayatta böyle erken telefon etmez. Ama Lene’ye telefon etmekte herhangi bir sorun görmüyordu. Jengar’ın Lene ile telefon görüşmesi oldukça uzun sürdü. Çok eski arkadaşlarmış ve uzun süredir görüşmemişler gibi anlattılar.

Pazartesi saat 9:30′da Jengar, Lene’yi evinde aldıktan sonra beraber bir kafeye kahvaltı yapmaya gittiler. Kahvaltı saatlerce sürdü. Jengar, kendisine bir mixer satın almak istiyor ve Lene’ye kendisiyle S-Berg’e gitmek istediğini soruyor. „Tabii, Tabii neden olmasın?” diyor Lene. Dükkanda ki satıcı kadın Lene’ye: „Senin çok güzel gözlerin vardır, bunu sana bir kadın olarak ben söylüyorum.” diyor. Jengar, Lene’nin sadece güzel yeşil gözlerini değil, her şeyini seviyor. Ama Jengar, Lene’ye hiç kompliman yapmaz. Jengar böyle bir şey sevmiyor. Kadınlara kompliman yapan erkekler kadından hep aynı şeyi istiyorlar diyor. O romantiği seviyor.

Jengar ve Lene dükkânda eşyalarını bırakıyorlar ve Café M’e gidiyorlar. Lene bugün çalışmıyor ve bir sigaralık diğerinin peşinde sarıyor, öyle ki Café M bir köfteci dükkânına dönüyor. Garson: ”Siz bunu bir şartla yapabilirsiniz!” diyor. “Eğer ben de sizinle içebilirsem.” Jengar arada bir sigara içtiği olur, ama uyuşturucu hiç kullanmaz. Lene’ye de bir şey demez. Onun bileceği iştir. Bireyin özgürlüğüdür. Yaşa ve yaşat!

İkisi eşyalarını dükkândan aldıktan sonra Jengar’a giderler.

Aç değiller. Kahvaltıda yok denecek kadar az yediler. Sadece müzik dinliyorlar, dans ediyorlar, çay ve sigaralık içiyorlar, bol bol anlatıyorlar.

Jengar’ın iki odası, bir mutfak ve banyosu vardır. Bina eski mi eski. Odalar oldukça büyük. Odaların kocaman pencereleri var. Lene, eski binalara, eski olan her şeye bayılıyor. Ne kadar eskiyse o kadar iyi. Oturma odasındadırlar. Solda kitaplar için bir raf, rafın önünde iki eski koltuk ve bir masa vardır. Başkada oda da mobilya yoktur, bomboş atmosferi güzel çiçekler ve duvarda asili resimler doldurmuştur.

Lene’ye arada bir telefon, ya da SMS geliyor. Jengar’ı Tom-Tom denilen birisinin telefonundan başka bu durum rahatsız etmez.

Lene aniden: „Okay Tom-Tom! Saat 22:30′da kesin evdeyim. Bye, Bye Tom-Tom!” der ve telefonu kapatır ve “Bu Tom-Tom’du!” der. „O her şeyi biliyor ve gerekçeliyor. Bana komik sorular soruyor, öyle ki ben ona hiç cevap veremiyorum. Evet … Evet … Tom-Tom! … Tom-Tom! …”

İkisi sohbet etmeye devam ediyorlar. Belli bir süre sonra Jengar Lene’yi öptüğünün farkına varır. Nasıl olduğunu bilmez. Lene kalkar Jengar’ın üstüne oturur ve iki vahşi hayvanın birbirine saldırdığı gibi öpüşürler. Lene gidene kadar ikisi arasındaki bu derin sevişme devam eder. Neden Lene şimdi gitmeliydi? Bir şey yanlış mıydı? Belki de böyle olmalıydı. Jengar, Lene’yi metroya götürür ve zaten çok yorgundur, ondan sonra yatmaya gider.

Jengar ertesi gün Lene’yi işten sonra ziyaret eder. Akşama doğrudur. Lene’nin evinde her yerde buhur çubuğu ve mumlar yanıyor. Güzel ve sıcak bir atmosfer vardır. Lene, kırmızı ve çok eski bir koltuğun üzerinde oturuyor. Koltuğun önünde eski bir masa. Jengar yavaşça Lene’nin yanına yaklaşır ve bir öpücük verir. Ondan yüzlercesi olur. Ayaktan başına kadar ve tekrar geriye…

Ertesi gün Lene’nin erkenden çalışması lazım. Saat sabah 4:00′e kadar yatarlar. Jengar Lene’yi işe götürür ondan sonra eve gider.

Aksam telefonlaşırlar. Dördüncü gündür. Telefon da her şey okaydir. Lene, Jengar’ın tekrar kendisini ziyaret etmesini istiyor, çünkü kendisi ertesi gün öğleden sonra çalışacak. Bu durum Jengar için sorun değil. Jengar gelir gelmez Lene’nin evinde iki tiple karşılaşır. Birinin ismi Karsten’dır. Diğerinin ismini anlamaz. Öğrenmek için tekrar sormaz. Lene, uzun ve kırmızı koltuğun ortasında oturuyor. Solun da Karsten, sağın da o tip oturuyor. Karsten sola kayar öyle ki Jengar, Lene’nin yanına otursun. Jengar, Karsten’a teşekkür eder ve “rahatını bozma!” der. Jengar Lene’ye bir öpücük verir ve sol tarafında yanına oturur. Komik bir his Jengar’ı yakalar ve bırakmaz. Sağda oturan tip onu oldukça rahatsız etmektedir. Jengar ona biraz dikkatlice ve yakından bakar. „Seytan’ın kendisiydi” diyor. „Uzun kulaklarını görmemek mümkün değildi.”

Dördü çeşitli şeyler üzerine konuştular. Karsten’ın görüşlerini Jengar pekiyi anlıyor. Lene susuyor. Üç erkek tartışıyorlar. Şeytan hassas konuya girmeden konuşuyor. Jengar, Lene’nin bakışlarından dolayı kendisine güvenip fazla tartışmaya girmiyor. Lene, akar bantta çalışır gibi bir sigaralık diğerinin pesinde sarıyor. Sigaralığı en çok Şeytan içiyor. Karsten’ın önün de büyük bir boş Whisky şişesi duruyor. Tartışma kızışıyor. Jengar ve Karsten her noktada anlaşıyorlar. Şeytan her şeyi tersyüz ediyor. Lene’den başka kimse onu anlamıyor. Lene artık Jengar’a bakmıyor ve uyuşturucunun acayip etkisindedir.  Jengar, Lene’yi anlamıyor ve kendisini geri çekiyor.

Karsten: „Gördüğümüz ve tuttuğumuz her şey objektiftir. O şeyleri algılamak ise sübjektiftir. Masa örneğin bir objekttir. Masa’yı görme, algılama ve yorumlama biçimi ise sübjektiftir. Objektif olan her şeyi anlayabiliriz ama sübjektif altıncı his gibi bir şeydir, onu anlamak mümkün değildir, tıpkı sevgi veya yaşamdan sonra ölüm gibi.”

Şeytan ama hiçbir şey yok diyor. Ne sübjektif vardır ne de objektif. “Ben burada Masa diye bir şey görmüyorum” diyor ve boktan şeyler konuşuyor. Karsten, Jengar’a bakar, çok kızmıştır. Jengar bu ukala ile ilgilenmek istemez. Karsten önündeki boş Whisky şişesini alır  ve  Şeytan’a göstererek bak buraya der: „Bu bir objektir.” Şeytan ben bir şey görmüyorum „Ne objekti?” der. Karsten şişenin arkasını masanın köşesine vurup kırdıktan sonra gerisini Seytan’nın yüzüne şiddetle indirir. „İşte bu hissettiklerin sübjektiftir! Anladın mı şimdi?” Şeytan inanılmaz derecede bağırıyor. Lene hemen bayılıyor. Jengar keyif yapıyor. Hiçbir şey umurunda değil. Oturduğu yerde oturuyor. Şeytan’da bas bas bağırıyor, öyle ki kimse duymak istemiyor. Karsten kalkar Şeytan’ın uzun saçlarından tutar sesi kesilene kadar birkaç kez beyaz duvara vurur ve Şeytan bir oyuncak bebek gibi kanlar içinde duvardan yere yıkılır.

„Eh!” diyor Jengar, „Karsten ondan sonra yanıma oturdu ve biz gülmekten bayıldık. Şeytan gerçekten bir aptaldı. Ben Karsten’a onun Şeytan olduğunu söylediğimde Karsten bana inanmadı. Ama şimdi önemli de değildi.”

Jengar ayağa kalkar ve birkaç tane mavi torba getirir. Seytanı mavi torbalarla sardıktan sonra büyük çöp kutusuna atarlar.

Karsten gidince gece yarısıydı. Jengar zor belayla Lene’yi uyandırır. Lene biraz kendisine gelir ve “Benim Tanrım nerede?” diye bağırır. Jengar anlamıyor. Lene: „Tom-Tom nerede? Siz Tom-Tom’u öldürdünüz!” der. Jengar: Tom-Tom kim? Burada Tom-Tom diye birisi yoktu. Sen cok içtin ve rüya görüyorsun. Gel yat! Lene cep telefonunu alır ve Tom-Tom’a telefon eder. Bir ses ‘Tom-Tom’ der ve Lene ile birkaç laf ederler. Jengar, Karsten’ın sesini tanımıştır. Karsten Tom-Tom’un cep telefonunu beraber almıştı. Lene çok içmiş ve çok yorgun olduğundan bir şey söylemeden yatağa gider.

Lene öğleden sonra çalışıyor. Saat 10:00‘da uyanırlar. Her şey okaymış gibi davranırlar, ama hiçbir şey okay değil. Bunu biliyorlar. İkisi de sessiz. Kimse kendisine güvenip bir şey söylemiyor. Lene, her zamankisi gibi ilkin bir sigaralık sarıyor. O içerken birbirlerine bakarlar ama kimse bir şey söylemez. Saat 14:30′da Lene’nin işte olması lazım. Jengar, Lene’yi işe götürür. Lene’nin biraz zamanı vardır. Aniden her şey okay gibidir. Jengar buna rağmen huzursuzdur ve içi rahat değildir. „Okay!” der Jengar, Lene’ye. „Bana kalsa seni her saniye aramak isterim. Ama senin sinirlerini bozmak istemem. Belki de en iyisi, ben seni biraz rahat bırakayım. Adadan geri dönersen beni istediğin zaman arayabilirsin.” Lene’nin yüzü değişir ve „Neden?” der. „İstediğin zaman beni ara! Sevinirim!” Jengar bir şey söylediğine pişman olur. Kalpten vedalaşırlar, O içeri gider, Jengar’da tramvayla evine döner. Jengar Lene’nin hafta sonu neden adaya gitmek istediğini anlamaz. Kuzey’de olan bir adada Lene’nin ailesi oturuyordu. Lene adaya sonrada gidebilirdi. Jengar „okay!” diyor. “Belki böyle olması gerekiyor.”

Akşama doğru sanki kötü bir şey olmuş gibi bir his Jengar’ı kaplar ve bırakmaz. Lene’yi aramak gelir içinden. Oysa o Lene’yi rahat bırakmak istiyordu. Lene zor bir hafta geçirmişti. Ama yapamadı. Aksam saat 8:00 sularındaydı. Her şeyin okay olup olmadığını öğrenmeliydi. Jengar birkaç kez Lene’ye telefon etti. Kimse telefona gitmiyor. Lene’nin telesekreteri vardır, ona konuştu, ama boşuna. Lene telesekreterini hiç dinlemez. Jengar, Lene’yi gece yarısına kadar peş peşe arayıp durur. Kimse cevap vermez. Belki de yatıyor, ya da cep telefonunu evde unuttu diye ümit eder.

Jengar, bütün gece yatmaz. Yüzde yüz bir şeyin olduğunu düşünür. Ama ne? Büyük odada deli gibi dolaşıp durur. Ertesi gün saat 14:00‘te bir daha telefon eder. Bir tip telefonda. “Lene?” diyor. “Tanımıyorum. Siz yanlış bağlanmışsınız” der ve kapatır. Jengar telefondaki göstergeye bakar, numara doğru. Bir daha aynı numarayı dikkatlice çevirir. Yine aynı tip. Jengar; “Bırak bu oyunu” der. „Bana lütfen Lene’yi ver! Benim Lene ile konuşmam lazım!” Jengar tipin sesini tanımıştı. O tip Şeytan’ın kendisiydi. Şeytan sesini değiştirmişti. Şeytan: “Burada Lene yok, ama istersen benim kız arkadaşım Maria ile konuşabilirsin. “Okay!” der Jengar. „Ver bana o zaman onu.” Bir kadın sesi: “Alooo” der.
“Hi Lene! Ben Jengar!”
„Evet, Jengar! Ne oluyor?”
„Ne! Ne oluyor? Nasılsın?”

Lene Telefonu kapatır. Jengar hiçbir şeyden anlamadı. Bu kesin bir oyundur dedi. Lene’de sesini değiştirmişti. Belki de uyuşturucudandı. Kadın kimdiyse zor konuşuyordu ama Lene’ydi. Jengar sesi tanımıştı.

Ne yapmalı?

Martin Jengar’ı ziyarete gelmiş ve mutfakta oturuyorlar. Martin’in cep telefonu yanındadır. Jengar aynı numarayı çevirir ve Martin’i konuşturur. Yine Şeytan telefonda. Martin Lene ile görüşmek istediğini söyler ve telefonu Jengar’a verir. Lene telefonda. Sesini değiştirmemiş ama uyuşturucunun etkisinden  konuşacak hali yok.

„Lene?” diyor Jengar. „Ne oluyor?”
„Ne olsun Jengar. Senin bana saygın yok!»
„Bu da ne demek oluyor şimdi?”
„Ben sana demedim mi ben geri gelirsem seni arayacağım? Ben kuzeyde adadayım anlıyor musun beni? Bir de beni neden dün o kadar çok aradın? Sen bana beni aramayacağını söylemedin mi?
Jengar; ”Ne var yani, durumunu öğrenmek istedim!” dedi ve Lene çoktan kapatmıştı.

Jengar ne yapacağını şaşırdı. Bu bir son muydu, yoksa neydi? Ama bu olamaz. Çünkü bu O’ydu. Evet. Bu O’ydu ve başka kimse değildi. Jengar yanılmış olamazdı.

Jengar, yoğunca meditasyon yapıyor ve Jengar’da başka bir insanı algılama onunla duyu üzeri ilişkiye geçme yeteneği vardır.

Tam iki sene önce, Lene’yle şimdi buluştuğu günün aynısıydı. Jenagar, gece yarısı meditasyon ile trans haline girer. Her şey birden olur. Jengar büyük odadaki bütün eşyaları toplar ve küçük odaya doldurur. Kocaman odanın bom-boş ve kendisinin de çırılçıplak olması lazım. Sadece iki mum gerekli. Sarı ışık veren biri mavi, diğeri ise kırmızı. Jengar bir Buda gibi odanın ortasına oturur ve doğuya bakarak meditasyon yapar. Trans halinde dünyanın her tarafında büyük aşkını arıyor. Bir süre sonra bulur O’nu. O aynı şehirde bir Goa-Trans partisinde dans ediyor. Uzun süre O’nu gözledikten ve kendinden emin olduktan sonra onunla ilişkiye geçer. O Jengar’ı hemen görmek ister. Jengar O’na yolu tarif eder ve evinde bekler.

Jengar, beşinci katta oturuyor. Kendisin de sanki bütün binada yalnız oturuyormuş gibi bir his vardır. Dış kapı aksam saat 22:00′den sonra kapanıyor. Jengar çırılçıplak aşağı iner ve dış kapıyı açık bırakır. Caddeye çıkar, bir sağa, bir sola bakar, kimse görünürlerde yok. Hava çok soğuk. Jengar, yukarıya çıkar, evin kapısını da tam açar ve meditasyona geçerek bekler. Mumların biri sağında, diğeri solunda yanıyor. Jengar, metrodan onun ayak seslerini duyuyor. Üç dakika sonra o karşısındadır. O’da çırılçıplak soyunuyor ve Jengar’ın tam karşısına oturuyor. Jengar başını yavaşça kaldırıyor. Evet, O’dur. Jengar inanmak istemez, ama O’dur. O’nun çok güzel yemyeşil gözleri vardır. Saatler geçiyor. Kimse bir şey yapmıyor. Sadece güzelce birbirlerine bakıyorlar.

Saat sabah 9:00 da Lene purpur ve hafiften nemli dudaklarını Jenagar’ın  kurumuş dudaklarına dokundurur. Hiç unutulmayacak uzun ve sonsuz bir öpüşme. Lene ayağa kalkıyor, giyiniyor ve hiçbir şey söylemeden gidiyor. Jengar Komşuları tarafından uyarılıncaya kadar baygın yere düşüyor.

„Bu Lene’ydi” diyor Jengar. „Bu Lene’ydi. Kendimden çok eminim.”

Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Ben hokus-pokusa inanmıyorum ama Lene kim? Jengar’a neden tüm bunları yapıyor? En azından ona telefon edebilir ve neyin ne olduğunu söyleyebilir.

„Buraya bak!” diyor bana Jengar, küçük bir kâğıt parçası göstererek. „İşte el yazısı ve numarası. Neden bir şey bulayım ki? Cuma’ya kadar beraberdik. Kendim de yüzde yüz eminim. Şeytan bizim beraber olmamızı istemiyor. Ne yapacağımı bilmiyorum” diyor.

“Şeytan mı?”
„Evet, Tom-Tom!”
„Tom-Tom ölmedi mi?”
„Anlaşılan ölmemiş. Biz onu büyük çöp kutusuna attık. Belki de sonradan birisi onu oradan çıkardı, belki de kendisi çıktı, bilmiyorum.”
„Ne biçim bir tipti?”
„Küçük kızları kandıran her şeyi çok bilmiş biri”
„Küçük kızları mı?”
„Evet, Lene daha yirmi yaşında.”
„Yirmiyi küçük mü buluyorsun?”
“Boktan şeyler ve güzelce konuşan bir tarikat domuzu için yirmi daha çok küçük. Genç ve güzel bir çiçeğin sessizce ve özgürce tabiatta büyümesini engelleyen, manipüle eden, misyonerlik yapan, geri zekâlı bu alçaklardan iğreniyorum.”

Ne diyebilirim ki? Ben ne Lene’yi ne de Tom-Tom’u tanıyorum. Jengar ne yapacağını bilmiyor. Tom-Tom, Lene için Tanrı gibi bir şeymiş. Jengar bir insanın diğer bir insanı böyle baştan çıkaracağına bir türlü aklı ermiyor. “Hepimiz de insanız. Bir insanın bir insana tapması, onu yüceltmesi de olur mu hiç?” diyor.

„Söyler misin Jengar! Lene nerede oturuyor?”
„P-Berg’de. Naugader Caddesi 9. Neden?”
„Oraya bir gitsek? Ne dersin?”
„Ah! Bugün oradaydım. Evde, ama kapıyı açmıyor.”
„Telefona da mı gitmiyor?”
„Hayır!”
„O zaman unutuyor muyuz O’nu?”
„Hayır! Hayatta.”

Jengar’ı böyle hiç tanımam. Ona göre bir ilişki de eğer birisi gidiyorsa, gitsin, çünkü sevgi ancak iki kişiyle olur. Eğer biri sevmiyorsa diğerinin bunu kabul etmesi gerekiyor. Sevgi için savaşmanın hiçbir anlamı yoktur. Sevgide kazanan veya kaybeden yoktur. İnsan ya sever ya da sevmez. Lene ama kendisini çok sevdiğini söylemiş ve kendisine deli gibi âşıkmış. Lene, Jengar ölü yatağında olsa dahi onun için her şeyini vereceğini söylemiş. Eğer gerekiyorsa kalbini dahi vermeye hazırım demiş.

Martin ama Lene’nin Jengar’ı sevmediğini söylüyor. Jengar boşuna ümit ediyor. Lene kendisinden yaşlıları sevmesine rağmen Jengar 33 yasıyla onun için yaşlıdır. Onun için Jengar’ın Lene’yi hiç rahatsız etmemesi gerekiyor. Jengar, Lene’yi oldugu gibi unutsun gitsin. Lene’nin yaptıklarının nedeni vardır.

Jengar olgun yaşta olmasına rağmen kendisini korumadı. Martin, Jengar’ın Lene’yi hamile etmek istediğini düşünüyor. Jengar’ın herhangi bir hastalığa yakalanacağı umurunda bile değildi. Lene, Jengar’ın rüyasındaki kadındı ve Jengar her şey yapmaya hazırdı. Ama Lene daha çok gençti. Martin, Jengar’ın davranışını aptalca görüyor ve “Bahse girerim ki Lene şimdi başkasının kucağındadır” diyor.

Saatlerce Jengar ile aynı bankta oturuyoruz. Ben Jengar’ı bu haliyle yalnız bırakamam. Jengar yeis içindedir. Sigara üzerine sigara yakıyor. „Uyuşturucu bağımlıların hayatında bir şey muhakkak yanlış olmuştur” diyor. „Kesin bir problemleri vardır. Onun için onlar uyuşturucunun, içkinin, sigaranın tadını çıkaramıyorlar. Deli gibi tüketiyorlar ve onlar bağımlılıklarının kölesidirler.”

„Öyle mi?” diyorum.

„Lene bana neden bunu yaptı? Eğer kendimden emin olmasaydım onu kendime yanaştırmazdım. Benden ne istiyordu? Sadece birkaç defa yatmak mı? Bir insanı sevmek demek, onunla yaşlanmayı kabul etmek demektir. Seks her yerde, her zaman yapabilirsin. Ben istersem oruspuya da giderim. Ama gerçek sevgi?”

Jengar, telefon etmek ve SMS göndermekten başka bir şey yapamıyor. Onun kapısının önünde durmak, işyerine gitmek, boşuna acı çekmek istemiyor. „Benim de gururum var!” diyor. Cumartesi‘den beri onlarca SMS gönderdi, üç mektup yazdı ve her telefon ettiğinde Şeytan konuşuyor. Daha da ne yapmalı? “Bu ne biçim bir davranış? Susmak. Yaptığı tek şey susmak! İğreniyorum bu tür bir durumda susanlardan. Niye yapıyor bunu? Ben ona dünyayı, evreni vermek isterken o benim yüzüme telefonu kapatıyor. Bundan başka onur kırıcı bir şey olabilir mi? Ve buna da sevgi mi diyeceğiz?”

Jengar, bu son haftada Lene’ye her şeyini vermeye hazırdı. Lene onun rüyasındaki kadındı.

Jengar, bazen ciddi bir şekilde Lene için endişeleniyor. Lene çok genç, güzel, zeki ve becerikli bir kız. Ya şimdi? Şeytan’ın elindeydi. Bu canavara karşı insan ne yapabilirdi ki? Jengar bazen Lene’den nefret ediyor. Sevgiyle nefretin yan yana olduğu bir duygu ile yaşamak basit değildi. Diğer yandan korkuyordu. „O ya bir tarikatın eline geçecek ya da sokağa düşecek” diyordu. Aslında Lene, Jengar’ın hiç umurunda olmaması lazımdı. Ama Jengar onu çok sevdiğinden olsa gerek ki, bir türlü onu unutamıyordu. Lene onun için bir kız kardeşi gibiydi. Bir istisna olarak onunla beraber yatmıştı.

Kendisini biraz teselli etmek istedim. O hemen; ”Evet! Evet! Onun yaşamıdır, gençtir, istediğini yapsın. Hayır arkadaş! Lene değil! Lene, Tom-Tom’u Tanrı olarak görüyor ve Tanrı’nın herkes ve her yerde olduğunu düşünüyor, inanılmaz derecede uyuşturucu tüketiyor, önüne gelen ile korumasız yatıyor. Ama Lütfen! İş yerinde ona göz yumuyorlar, çıkışı verildi verilecek. Aslında onun hayatı tamamıyla boktan! Anlıyor musun beni? Sokakta olan bütün uyuşturucu bağımlıların hepsi belki onun gibiydi. Uyuşturucuyu cool ve şehvetliymiş gibi görenlerden nefret ediyorum arkadaş. Bunların hepsi aptal be kardeşim!”

Jengar kızdı mı kıyamet kopuyor. Martin, Jengar’ın Tom-Tom’u kıskandığını söylüyor, çünkü Lene belki Tom-Tom ile beraberdir. Lene’nin ne olacağı Jengar’ın umurunda olmaması lazım. Aslında Jengar ile Lene arasında hiçbir şey olmadı diyor: “One Night Stand.”

Jengar’da bazen öyle düşünüyor. “Kıskançlık mı acaba, yoksa sevdiğimden mi? Lene kimdi? Öyle hiç yoktan geliyor, yaşamımı alt üst ediyor ve sessizce çekip gidiyor. Olacak iş mi? Bana bir kere telefon etsin, desin ki, Jengar seni sevmiyorum, sen kokuyorsun, sen aptalsın, sen yaşlı ve çirkinsin, ne bileyim? Herhangi bir şey söylesin. Öyle ki ben nerede olduğumu bileyim. O Cumartesi‘den bugüne kadar bir laf söylemedi. Belki de onu anlamalıyım. Peki, beni çok sevdiğini niye söylüyor? Ölü yatağında olsan sana kalbimi veririm diyor. Ne istiyor bu kadın benden? Biliyor musun? Ben onun ölümünü istiyorum. Gebersin gitsin. Bütün kalbimle istiyorum: Ya AIDS’ten ya da uyuşturucudan ölsün. O beni ilgilendirmiyor artık. Daha ne söyleyeyim? Kimse bana bugüne kadar böylesi bir acı vermedi. Hiç kimse!”

Vedalaşıyoruz.

Jengar’ı anlamak basit değil. 33 yaş ile insan bir şeyler yaşamıştır. Jengar’da.

İki gün sonra Jengar bana telefon ediyor ve X-Berg’deki Oberbaum köprüsün de buluşabilecek miyiz diye soruyor.

„Okay!” diyorum, „Ne zaman?”
„Hemen şimdi…”

Köprüye geldiğimde Jengar yalnız ve üzgündü. Aslında orada Lene ile görüşmek istemiş, fakat Lene gelmemiş. Randevuyu Şeytan yapmış. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Köprünün tam ortasındaydık, Jengar başladı küçük bir çocuk gibi ağlamaya. Hem de nasıl?

„Anlayamıyorum” diyor. „Neden kalbim bu kadar ağrıyor. Ben ona bir şey yapmadım. O bana neden bunu yapıyor?”

Ben Jengar’ın yanında durdum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Bir süre sora o ağlarken ben de külahını tuttum, başını okşadım. Hava soğuktu. „Gel Jengar gidelim, bunun artık hiç bir anlamı yok!” dedim.

„Sen git, ben peşinde gelirim!” dedi.

„Okay!” dedim. Döner dönmez Jengar’ın nasıl korkulukların üstüne çıktığını gördüm. „Jengar! Jengar!” diye avazım çıktıkça bağırdım ama geç kaldım. Sadece arkasından bakmak kaldı bana.

Köprünün altında tesadüfen bir tekne duruyordu. Oradakiler Jengar’ı hemen kurtardılar.

Hastanede doktorlar bana Jengar’ın çok dinlenmeye ihtiyacı vardır dediler. En azından 6 hafta hastanede kalması lazım. Jengar hasta ve gerçek ile rüyayı birbirinden ayırt edemiyor. Gerçek? Rüya? Simdi Jengar’ı biraz anlıyorum. Jengar sıkça söylerdi: „Bir rüya? Nedir bu: Bir rüya? Yaşam da bir Rüya değil mi?

Alan Lezan | Berlin, 14. Ekim 2004

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s